Rio de Janeiro - Cidade Maravilhosa!

Brezilya diyince şak diye serbest çağrışım yaptırtan ilk kelimelerden biri Rio. Diğerleri; samba, futbol ve Brezilya poposu (düz insan).

Guanabara körfezinde yer alan Rio de Janeiro’nun ismi “Ocak (ay) nehiri” manasına geliyor. Bu ismin verilme sebebi de; buraya ilk gelen Portekizli abimiz, körfezi nehir sanmış ve o sırada aylardan Ocak’mış (al, bir düz insan daha...) Biz şimdi ona herkes gibi kısaca Rio diyelim.

Rio 1502 yılında keşfediliyor ve önce Fransızlar buraya koloni kuruyor. 1565 yılından itibaren Portekiz sömürgesine girince Portekizliler inceden ülkenin iliğini kurutmaya başlıyorlar. Ülkedeki şeker kamışı ve kahve kaynaklarından sonra bir de altın ve elmas bulunca 1763’te Rio’yu kolonilerinin başkenti ilan edip tüm altınları, madenleri buradan ülkelerine taşımaya başlıyorlar. Sonra tabii şehrin namı duyulmaya başladıkça Avrupa’dan buraya göçler başlıyor ve o zamanlardan beri de bu şehir ülkenin kıymetlisi oluyor, aynı bizim İstanbul gibi... 

Zaten şehrin lakabı da “Cidade Maravilhosa” yani “Harika Şehir”

Rio, Sao Paulo’dan sonra ülkenin 2.büyük şehri ve aynı isimli eyaletin de başkenti; fakat Brezilya’nın başkenti değil, karıştırılmasın..

Rio halkına da Tupi dilinden gelen “Carioca” deniyor (ka-ri-yoo-ka diye okunur).

Carioca "beyaz ev” ya da “beyaz adamın evi” manasına geliyormuş. Brezilya’ya gelen Portekizlilerin inşa ettiği beyaz renkte taştan evleri gören yerlilerin taktığı bu isim zamanla Rio halkına veriliyor.

Fakat şimdilerde bizdeki “İstanbullu” muhabbeti gibi burada da ciddi bir “Gerçek Carioca kimdir, kime denir?” tartışması var. Bazıları “Ancak Rio’da doğduysan gerçek bir Carioca’sın!” derken, bazıları da “Benim kütük Çorum’da olabilir ama çocukluğumdan beri Rio’da yaşıyorum, ben de Carioca’yım ulan!” diyebiliyorlar.
Escadaria Selaron
Genel olarak ülkede bir rahatlık ve yavaşlık durumu olduğundan bahsetmiştim ama Carioca'lar bu konuda zirvedeler! Hep mutlular, her an sizinle havadan sudan bir konuda konuşmaya başlayabilirler, bol “ş”li ve adeta bir şarkı gibi olan aksanları nefis ve her an bir köşe başında samba müziği icra eden ve etrafında toplanmış bir kalabalığa rastlamanız mümkün..

Bu Carioca muhabbeti aslında epey uzun... Bununla ilgili ayrıca bi’ yazı yazmam icap eder. O yüzden şimdi en son Rio ziyaretimden notlar kısmına geçmek istiyorum.

Rio'yu ilk kez Ekim 2013'te, yalnızca 3 günlüğüne ziyaret etmiştim ve bu zipli seyahatin tadı damağımda kalmıştı. O yüzden Brezilya’ya yerleşir yerleşmez bulduğum ilk fırsatta hemen bir Rio planı yaptım! Bu sefer amacım hem en bilinen yerlerin şöyle kısaca bir tekrarını yapmak, hem de önceden fırsat bulamadığım saklı cennetlerini görmek “idi”. Fakat havanın azizliğine uğrayınca en popüler yerlerden ziyade diğer güzelliklerini görmüş olduk, şahane de oldu.

Öncelike sanıyorum ki ben Rio’ya aşık oldum... Kesin bilgi! Her ne kadar şehrin girişi ve bazı kısımları bildiğin Esenler/Bağcılar tadında olsa da bazen üst üste öyle yerler karşınıza çıkıyor ki “Bu kadar güzellik bir şehre fazla!” diyorsunuz... Yani Rio kesinlikle “overrated” bir şehir değil, tüm methiyeleri sonuna kadar hak ediyor!

Fakat Rio'nun güzelliklerine geçmeden önce gerçeklerini bilin istiyorum. Çünkü bu şehre gelince “Aaa her şey ne kadar harika, insanlar ne kadar da sıcakkanlı...” diyip gözleriniz bu gerçeklere kapanabilir.

Rio'yu (ya da Brezilya’nın herhangi bir yerini) ziyaret etmeyi planlayanlara ilk tavsiye; mümkün mertebe sıradan görünün!

Bu şu demek oluyor; tabletlerinizi, Air Max’lerinizi, pahalı takılarınızı, marka çantalarınızı evde bırakın, hatta dev lensli kameralarınızı da. Son model cep telefonunuzu selfie çubuğuna takıp aval aval ortalıkta gezmeyin. Salaş kıyafetler ve parmak arası terliklerinizle yetinin. Zira burada ciddi bir güvenlik problemi var. Gerçi ben her iki ziyaretimde de birebir bi’ mevzuya rastlamadım ama herkesin dilinde bu durum olduğuna göre bence bu sözümü dinleyin, “Aman ya bi’şey olmaz...” demeyin! 

City of God filmindeki Zé Pequeno'yu düşünün (hatta bence bu yazıyı okuduktan sonra filmi tekrar izleyin) ve o tableti yavaşça valizinizden geri çıkartın...


Rio'da bilmeniz gereken başka bir konu da "Favela"lar. Köleliğin kalkmasıyla birlikte büyük şehirlere çalışmak için göç eden işçiler aynen bizdeki gibi, bu şehirlerdeki evlerde oturmaya paraları yetmediği için şehrin tepelerine gecekondular yapmaya başlamışlar. Ülkede genel olarak bu mantıkla yapılmış tüm mahalleler Favela diye anılıyor. An itibariyle de 6 milyon nüfuslu Rio’nun %25’i bu Favela’larda yaşıyor, çok ciddi bir oran! Organize suçlar ve uyuşturucu trafiğiyle bilinen Favela’lar ülkenin büyük bir problemi; aynı zamanda da ülkedeki aşırı gelir dengesizliğinin de doğal bir sonucu... Bazı bölgelerine polisin bile giremediği söylenir hep, bir de televizyonda burada öldürülen “suçlu”lar adeta bir skormuş gibi gösterilir. Sanki polisle Favela arasında yıllardır süren, intikama dayalı bir savaş var ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünüyor.. 
Rio'nun en meşhur favelası Rocinha
Favela’larda cidden bu suçlar işleniyor evet ama yine de durup bir düşünmek lazım. Çünkü burada yaşayan sıradan işçi kesimi de var ve bazen sadece Favela’da yaşadığı için, ya da -teninin rengi yüzünden- potansiyel suçlu muamelesi görebiliyorlar. Hükümetin verdiği konut yapma, iyileştirme sözleri de bir türlü tutulmuyor ve Favela’lar tüm bu sorunlarıyla birlikte çığ gibi büyümeye devam ediyor...

Son zamanlarda burada popüler olan bir şey de "Favela Turları". Şimdi burada da insanların bir kısmı - özellikle Brezilyalılar- buna kesinlikle karşılar. Zengin turistlerin burada yaşayan fakir halkı hayvanat bahçesine gider gibi izlemelerini kabul edilemez olarak görüyorlar. Ama bir yandan da bir şehre gidip, nüfusun %25’inin yaşadığı bir bölgeyi ziyaret etmek de normal olmalı aslında. Üstelik bazı Favela’ların harika manzaraları olduğunu da unutmamak gerek.. Ayrıca bu turları düzenleyenler de Favela’da yaşayanlar, böylece onlar da bu sayede para kazanmış oluyor, bilemiyorum... Neyse biz tüm bunları bu turlara tamamen karşı olan eşimle tartışırken günlerimiz tükendi ve sonuç olarak gidemedik... Belki başka sefere...

Favela'lardan çıkma “değişik” bir şey daha: Genel olarak bizim Çelik’in bestelediği “dum ka-ka, ka-ka” ritminde ve kesinlikle bildiğiniz funk müzikle alakası olmayan ”Funk Carioca” isimli bir müzik türleri var ki bunu yolda orda burda her yerde duymanız mümkün. Genel olarak seks, uyuşturucu, şiddet ve “black power” içerikli sözleri olan bu şarkılarda erkekler zibidi gibi giyinip tingilderken, hanım kızlarımız popolarını henüz çözemediğim şekillerde hareket ettiriyorlar. Arada bu Favela’lardan çıkma biri hit bir Funk şarkısı yapıp günler içinde popüler olup köşeyi dönebiliyor. Dolayısıyla da bu müzik türü Favela’daki gençlerimiz için biraz da umut kapısı diyebiliriz. 

Ben şimdi bu “değişik” müziğin bir kaç güzide örneğini verip bu konuyu daha sonra ele almak üzere şimdilik rafa kaldırıyorum. Zira bi’ gün gözümü karartıp bu Funk partilerinden birine katılmayı düşünüyorum, artık hakkımda hayırlısı...



Bu kadar bilgi verip sizi ürküttükten sonra (kehkeh keh) artık sizi rahatlatacak şeylerden bahsedebilirim...

Rio'nun tüm güzelliklerini kısa bir tatille bitirmeniz mümkün değil! Şehrin civarında da mutlaka görülmesi gereken yerler olduğunu düşünürsek gidilecek yerlerin listesini yapıp iyice inceleyin derim.

Rio'da bana göre ya Copacabana / Ipanema bölgesinde ya da en son bizim yaptığımız gibi Santa Teresa bölgesinde kalabilirsiniz. Hatta bence boşverin, nasılsa bu plajlara gideceksiniz, o yüzden siz Santa Teresa’da kalın! 


Portekiz sömürgesi döneminde zengin kesimin ikamet ettiği her halinden de anlaşılan bu semt, tarihle ve sanatla iç içe geçmiş bir yer. İstanbul’un Yeldeğirmeni gibi diyebiliriz. Bir çok güzel restoran ve barların bulunduğu, akşamları canlı samba müziği dinleyebileceğiniz, sanat galerilerini ve müzeleri gezebileceğiniz, tasarım hediyelik eşyalar satın alabileceğiniz, tarihi tramvaya binip küçük bir eski şehir turu yapabileceğiniz nefis bir semt. Hatta bir gün sadece bu tramvay yolunu takip ederek semtin duvarlarına yapılmış hepsi birbirinden güzel graffiti’leri ve arada karşınıza çıkan nefis şehir manzaralarını görebileceğiniz bir yürüyüş turu bile yapabilirsiniz.



Cristo Redentor

http://viagem.uol.com.br/

Mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında tahmin edebileceğiniz gibi "Cristo Redentor" yani "Kurtarıcı İsa" heykeli geliyor. 30 metre uzunluğundaki bu heykel 710 metre yükseklikteki Corcovado tepesinin üzerinde olduğu için mutlaka iyi bir havada gitmeniz gerekir. Çünkü bu kez bizim başımıza geldiği üzere; Rio’da hava biraz kapansa bile hemen bu tepeler sisle örtülmeye başlıyor ve o fevkalade manzarayı göremedikten sonra da ziyaretin bir anlamı kalmıyor. 

Aşağıdaki web sitesinde buraya hangi yollardan ulaşabileceğiniz yazıyor. Benim önerim paraya kıyıp Corcovado Treni’yle gitmeniz çünkü bu tren Tijuca - Atlantik ormanının içinden geçiyor! Elektrikle çalışan bu tren, çok yağmurlu bir günde “cereyan çarpar mazallah” riskiyle kullanıma kapatılıyor haberiniz olsun!





Bunu hakkını vererek okumak epey meşakkatli, “Pau ci Asuu-kar” diyelim biz.

Körfezin girişinde yer alan 396 m yüksekliğindeki bu dağ Rio'nun enfes manzarasına sahip ve mutlaka görülmesi gereken 2. popüer yeri. 

Sömürge zamanında yapılan şeker ticaretinde kullandıkları koni şeklindeki ölçü birimi bu dağa benziyormuş o yüzden Portekizli abilerimiz bu ismi uygun görmüşler. Burası için de aynı şekilde bulutsuz açık bir havayı seçmelisiniz. Hatta gün batımına doğru giderseniz fevkalade olur! Buraya ulaşmak için 2 adet teleferik kullanıyorsunuz; birincisi sizi Morro da Urca dağına çıkarıyor, burada kısa bir süre geçirdikten sonra 2.teleferiğe binip zirveye çıkabilirsiniz. 

Aşağıda buraya ulaşmak için kullanacağınız tramvayın web sitesi var. Evet biraz pahalı, ama şüphesiz ki her kuruşuna değer!



Copacabana ve Ipanema Plajları

“Ipanema plajında salınarak gezen bir ablamıza yazılmış şu meşhur "Garota de Ipanema” yani “The Girl from Ipanema” şarkısını ilk kez João ve Astrud Gilberto’dan dinlediğimde üniversite 1.sınıftaydım. Huyum olduğu üzere şarkıyı defalarca başa alıp dinlerken bu dile hayran kalmış ve aşırı derecede öğrenmek istemiştim. Kader benim için ağlarını o sırada örmüş olsa gerek; evren 15 yıl kadar bir gecikmeyle de olsa bana istediğimi (hiç de tahmin edemeyeceğim bir formatta) verdi!


Copacabana ve Ipanema Rio’nun, Brezilya’nın, hatta dünyanın en meşhur plajlarından. Her biri yaklaşık 4 km civarında. Yüksek sezonda bu plajlarda ünlü aktörleri, futbolcuları, modelleri görmeniz mümkün. Karnaval ve Christmas zamanında ise iğne atsan yere düşmez hale geliyormuş. Bizim plajlar gibi giriş parası diye bir şey de yok, herkese açık.

Hanımlar bu sözüm size; bu plajlarda rahatlıkla string bikini giyebilirsiniz, kimse de dönüp bakmaz rahat olun. Zaten niye baksınlar ki size?? Nefis orijinal Brezilya popoları dururken?! Bu arada gerçekten halen o popoların kudretini çözebilmiş değilim, bir popo nasıl o kadar havada ve bombeli durabilir aklım almıyor! O yüzden de genelde ben plajlarda hobi olarak sinsi gibi bu ablaları inceliyorum... Neyse...

Kilometrelerce uzanan bu altın sarısı kumlarda kah karides şişe limon sıkarak yiyip, kah buz gibi caipirinha’nızı yudumlarken bir yandan da “Telefonum çantamın içinde mi, çantam dizimin dibinde duruyor mu?” gibi soruları periyodik olarak kendinize sormayı unutmayın. Denize gireceğiniz zaman mutlaka bir kişi çantaların başında beklesin, hatta plaja bitişik kaldırımların alt katında bir sıra tuvaletler, bir sıra kilitli dolaplar var, onları kullanın. Uyanık olun!


Yukarıdaki minnoş haritada da görebileceğiniz gibi bu iki plaj birbirine bitişik konumda. Leme ve Aproador plajları da bu iki plajın köşelerinde yer alan ve nefis gün batımı manzarasına sahip plajlar, onları da mutlaka deneyin derim.

Ayrıca Copacabana ve Ipanema bölgesi gece gündüz her daim canlı olan bölgeler. Pazar günü plaja yakın olan yolu trafiğe kapatıyorlar ve burada kayak, paten, bisiklet ne ararsanız var. iç kesime doğru girerseniz de her zevke göre yeme içme ya da canlı müzik yapan bir bar bulabilirsiniz.

Yeme-içme demişken, buralara kadar gelmişken mutlaka denemeniz gerekenlerin üzerinden de şöyle bir geçelim.

Bakın tekrar hatırlatıyorum; Brezilyalılar aşırı yiyorlar! O yüzden porsiyonlar da aşırı! Menüde 2 kişilik yazan yemekler genelde 4 kişiye yetecek boyutta! En son bu şekilde verdiğimiz bir siparişin kalanını paket yaptırdık onu da yolda gördüğümüz iki Carioca abiyle paylaştık, afiyetle yediler.

Bir de kiloyla tartılan açık büfe mekanlar var ki hem daha ekonomik hem de bize daha uygun! Misal şurda her şey gerçekten çok lezzetliydi!


Feijoada   


Brezilya’nın milli yemeği; yazıldığı gibi okuyabilirsiniz. Ana öğeleri domuz eti, siyah fasülye (görüntüsü sizi yanıltmasın, tadı nefis!) ve pilav. Yanına garnitür olarak bazen başka şeyler de koyabiliyorlar.

Churrasco   

Nam-ı diğer barbekü, “şu-hasko” diye okunur. Bunu yapan yerler de Churrascaria(barbekücü) diye geçiyor. Garsonlar masanıza her seferinde farklı etler getirirler ve tıksırıncaya kadar et yemek isterseniz bu barbekü mekanlarından birini seçilebilir. Bana göre etler lezzetli ama hep tuzlu, öyle ki tabağıma konulan eti önce peçeteyle bir tuzlarından arındırıp öyle yiyorum.

Camarão

Yani karides, “kamarao” diye okunur. Diğer yemeklere göre nispeten pahalı ama mutlaka her türlüsünü deneyin çünkü cidden harika yapıyorlar!

Tapioca     

“Tapi-yoo-ka” diye okunur. Mandioca (bunu sonra anlatıcam çünkü mandioca için şiir bile yazabilirim!) tozundan yapılma ve içine hem tatlı hem tuzlu bilimum malzemeler koyup sandviç usulü servis edilir. Brezilya waffle'ı diyebiliriz buna. Her iki plajda da kaldırımda seyyar Tapioca’cılar var. Benim önerim mutlaka içinde ana malzeme olarak “leite condensado” veya “doce de leite” ve ilave meyveli filan bir karışım seçmeniz.

Peki yedik içtik gezdik, akşam oldu n’apıyoruz? Bu şehirde her şey için o kadar çok alternatif var ki, bu yazıyı nasıl bitiririm bilemiyorum...

Brezilyalılar genelde eğlenmeye programlandıkları için bizdeki gibi mekan şık ve güzel olsun, aman servis kaliteli olsun gibi dertleri yok. Çoğu yerde giriş parası vermeden ya da müzisyenlere cüzi miktarda para vererek –ki o bile bazı yerlerde opsiyonel- nefis samba dinleyebilirsiniz.

Pedra do Sal

Bu bölge zamanında kölelikten kaçanların yaşadığı, bir nevi “küçük Afrika” olarak bilinen bir yermiş. Zorbalıkta sınır tanımayan Portekiz sömürgesi siyahilerin dinlerini, müziklerini, eğlencelerini, Capoeira’yı, her türlü şeyini yasak ettikleri için Pedra do Sal’da vakti zamanında “Roda de samba” denilen, yani müzisyenlerin bir çember oluşturduğu samba icra edilirmiş. Ve bugün Pedra do Sal sokaklarında yine bu nefis sambayı dinleyebilirsiniz. 

Bizim gittiğimizde gecenin ilerleyen saatlerinde aşırı bir yağmur başladı. Türkiye’de olsa herkes hmms hmms diye söylenerek mekanı terk ederdi kesin ama burda aksine yağmur yağdı mı seviniyorlar! Müzisyenler de bi’ tık şemsiye altına girip, yüzlerinde kocaman gülümsemeyle çalmaya devam ediyor... Ben de içtiğim caipirinha’ların etkisiyle onlara uyup sıçana dönene kadar yağmur altında dans ettim. Bu arada sanıyorum ki artık inceden samba adımlarını çözdüm. Halen ritm hızlanınca kafa gidiyor ama olacak, hissediyorum...

Lapa


http://www.guiadorio.net.br
Şimdiye dek gördüğüm en çılgın, en az sonra ne olacağı belirsiz, “jungle”ımsı yer burası sanıyorum! Uzun beyaz su kemerinin girişinden itibaren başlayan bu semt geceleri sanki zombie akınına uğruyor! Bitmek bilmeyen bir insan akını! Ara sıra karşınıza müzisyenler ve etrafında dans eden bir grup çıksa da, bazı yerlerde müzik olmasa da o kalabalık hiç azalmıyor arkadaş! Buraya gelirken pasaport ve kartlarınızı otelde bırakın ve yanınıza az bir para alın. Mekan tekin değil, orası belli! Ama yine de kalabalık öyle bitmez tükenmez ki siz yine de ara sokaklarına girip güzel müzik çalan bir yer bulun. 

Misal: Botequim Vaca Atolada



Giriş parası yok ve müzik çok güzel. Aynı bu konseptte olan o kadar çok mekan var ki tüm geceyi bu mekanları deneyerek bitirebilirsiniz. Acıkırsanız meydandaki su kemerine gelip seyyar mekanlardan bir şeyler atıştırabilirsiniz. Otele dönerken de taksiye binin, burada taksiler güvenli ve baya ucuz. 

Ya bir de şu var; biraz sarışınsanız, hele ki kız kıza bir tatildeyseniz abiler epey ısrarcı olabiliyorlar bizzat gördüm. O yüzden böyle bir durumda “üfff snne be slk!” tribi işe yarayacaktır!

Şu an görüyorum ki bu yazı bitmez, 2. hatta 3. bölümlerini yapmak icap eder! "Rio’nun doğa harikaları" ve "Rio çevresinde görülmesi gereken yerler" olabilir misal. Ha bir de karnaval var tabii...! O yüzden "to be continued..." diyip sözlerime şimdilik son verirken sizleri Rio için yazılmış şu şarkı eşliğindeki enfes Rio görüntüleriyle baş başa bırakıyorum...

Tüm acı gerçeklerine rağmen sen hala çok güzelsin Rio! Seni seviyor ve minik minik öpüyorum...


Beyimden not: Bu videoda görülen temizlik işçisi abimizin adı Renato Sorriso; cidden bu işi yapıyor ve yaptığı samba dansıyla ülkede epey meşhur.

Daha fazlası için @pinarpinmaz 'ı takip ediniz...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Pantanal - A Masterpiece!

Karnaval!