Being Fıfır the Cat!

Geçenlerde Netflix’te “My Beautiful Broken Brain” diye bir film izliyordum. Felç geçiren bir kadın mucizevi bir şekilde kurtulup yaşamaya devam ediyor ama beyninin bir kısmınında hasar bırakan bu felç, hayata tekrar gözlerini açtığı andan itibaren hiç bir şeyin eskisi gibi olmamasına neden oluyor. Konuşmak, yazmak, en basit şeyleri hatırlamak artık onun için çok güç, en basit bir cümleyi kurmak için bile epey zaman harcaması gerekiyor ve bu yüzden her şeye sıfırdan başlaması, bir çocuk gibi yeniden öğrenmesi gerekiyor.

Filmin bir sahnesinde kadın, arkadaşları arasında nasıl hissettiğini anlatıyor. Hızlı çekimde ve kameranın kadına sabitlendiği bu sahnede kadın kalabalık bir ev ortamında masanın kenarına ilişmiş, başı ellerinin arasında ve ürkek bir ceylan gibi etrafı seyrediyor, arada birilerine gülümsüyor ve bir kaç kelime çıkıyor ağzından. Onun dışında herkes birbiriyle bir şekilde iletişerek ve hareket halindeyken o sanki halen yavaş çekimde kalmış gibi. O sırada filmi durdurdum, zira ekranda kendimi gördüm! Burada tam olarak, insanların arasında hissettiklerim buydu. 

Buradaki insanların çoğu İngilizce bilmiyor, bilseler bile bir kaç geyik cümleden sonra herkes haklı olarak kendi muhabbetine geri dönüyor. O yüzden mecburen kendimi Portekizce ifade etmem gerekiyor ve bu o kadar zor ki... Aslında o kadar basit bir şey söylemem gerekiyor ama bunun için epey düşünmem, düşünebilsem bile bir de dile getirmem gerekiyor. “Aslında anlıyorum ama konuşamıyorum” diyenler var ya hani, işte o durumdayım. Disabled gibi hissediyorum, eskiye göre epey ilerleme kaydetsem de, yine de tek başıma yapabileceklerim sınırlı. Ve benim gibi başına buyruk, her işini kendi halleden biri için bu çok can sıkıcı.

Tabii hal böyle olunca arkadaş edinmek de imkansıza yakın gibi bir şey oluyor. Girdiğim her türlü ortamda ortalama 15-20 dakika süren muhabbetten, yabancıya olan kısa süreli ilgiden ve her seferinde aynı soruları cevapladıktan sonra bir anda bir insan evladından sanki bir cisme dönüşüyorum. Orada kenarda duran, arada gülümsenen bir cisim.

Ya da belki Fıfır gibi oluyorum, “Fıfır odada öylece duruyor, ama aslında belki de Fıfır yok, zaten Fıfır bu odada olmuş veya olmamış  çok da mühim değil...” :D 

Fıfır Efendi

Bunun için tabii ki kimseyi suçlamıyorum ama bu yüzden çoğu zaman Mesut Bahtiyar’dan şarkılar söyleyerek boynumu büküyorum.. Konuşulanları anlıyorum, “Ahahah evet evet ne komik, benim de söyleyeceklerim var bununla ilgili ulan” diye düşünüyorum, kenarda adeta bir enik heyecanıyla, gözlerim ışıldayarak muhabbetin bir köşesinden dalmaya yelteniyorum ama yok.... kelimeler çıkmıyor, çıkamıyor.. Zaten ben tüm bunları “hebee.. hebeleee...” diye düşünürken konu çoktan değişmiş oluyor. Herkes 2x slow-motion konuşmaya başlasa ben de bir şeyler söyliycem belki ama Brezilyalıların konuşma hızına yetişmek ne mümkün!

Fakat tüm bunlarında yanında, olur da denk gelirsem, biriyle sakin bir ortamda ve birebir iletişim halindeysem bu sefer işler değişiyor, efendi gibi Portekizce'mi konuşuyorum, şakalarımı komikliklerimi yapıyorum, hatta karşımdaki “E sen konuşuyorsun Portekizce??” diye şaşırıyor. İşte o zamanlar nasıl mesut oluyorum anlatamam size. “Zaten benim temelim iyi, Mariana hocam bana bunları çok güzel anlatmıştı” diyorum içimden. Bir de teyzeler ve amcalarla daha rahat anlaştığımı fark ettim ki bu benim sosyal hayatta ne işime yarayacak hiç bilemiyorum... Zira teyzeler ve amcalar yavaş yavaş, kelimeleri yuvarlamadan konuşuyor. Adeta bir İstanbul beyefendisi/hanfendisi gibi. Bir de tabi 2-6 yaş arası bebelerle kelime haznem sanıyorum ki aynı, onlarla da anlaşabiliyorum. Ne hoş!  

Neyse tüm bunları aşabilmek için, sonunda uzun zamandır beklediğim Mackenzie Üniversitesi’ndeki dil kursuna başladım. Kursa başlamadan önce bana bir seviye tespit sınavı yaptılar ve Pre-Intermediate çıktım, peh! “Ölmezsin ama yaşamazsın da, anca çarşıya pazara gidersin bununla” seviyesi oluyor sanıyorum ki bu. Hocamızın hiperaktivite problemi var gibi. İzlerken yorulduğunuz insanlar vardır ya, işte öyle. Ayrıca kendisi bir close talker! Neyse şimdi hakkını yemeyelim; “Hoca konuşuyor ama konuşturuyor da...” O yüzden seviyorum bu dersleri. Sadece bir soru sormakla yetinmiyor, kendisi kurtlu olduğu için cevabımdan sonra “peki niye böyle Pinar (benim adım artık Pinar, Pınar değil), peki şöyle olsaydı sence nasıl olurdu” gibi sorularıyla adeta beynimizi kurdikleyip o cümleleri kafamıza vura vura ağzımızdan çıkartıyor.

Sınıfın profili de epey enteresan. Benim gibi düzenli gelen olmasa da şu ana kadar sınıfımızda gördüklerim bir adet Nijeryalı rahibe, bir adet “Bir liracı” türünden bir dükkanda çalışan Çinli, bir adet nerd Hintli IT’ci ve bir adet çikolata renkli Fransalı bir üniversite öğrencisi kızımızdan ibaret. Bu arada tabi ben onların gözünden nasıl tasvir edilirdim merak ettim şimdi..

Bu farklı ülkeden toplanmış insanların hepsinin farklı abuk bir aksanla Portekizce konuşmaya çalıştığını düşünürsek (ki bunların en beyin hücresi öldüreni Çinli Portekizcesi), ders boyunca yaşadığım konsantrasyon çabasının, ıkınmaların, göz belertmelerinin tarifi mümkün değil! Bu yüzden dersten çıktığım anda kendimi shut down edip uzunca bir süre sabit bir noktaya bakmam gerekiyor normale dönebilmem için.

Sözün özü hepimizin bildiği üzere: “No pain no gain!” Ben şimdi durumumdan şikayet ediyorum, homurdanıyorum ama aslında böyle inceden, tarifsiz bir haz da alıyorum bu challenge’dan. Her gün yeni bir şey öğreniyorum ve her geçen gün daha iyiye gidiyor. Fakat siz yine de, eğer aklınızda varsa böyle bir şey, resmi dili -sizin en iyi bildiğiniz yabancı dil- olmayan bir ülkeye göç etmeden önce bir kez daha düşünün. Göç ettiyseniz de ss kuralları dahilinde bir an önce bu dili çözün! 

Fıfır gibi olmayın! 

Zira kalabalıklar içinde yalnız kalmamak, görünmez olmamak için tek çareniz bu. Ben şimdi "İnat ettim yarabbim bu dili çözmeye..." dedim ve azimliyim! Halen dilin kuralsızlıklarını manasızca sorgulamaya devam etsem de her gün oturup çalışıyorum, gözler hafif kısık ve başımın tepesinde her daim bir konuşma balonu açık ve orada dil analizi yapar haldeyim ve evet : Çözücem ulan bu dili! Çözücem ve muhabbetlerinize katılıp şakalar, komiklikler yapıcam!


Brezilyalıları dürbünle izleyen kadın

Yorumlar

  1. Pinarcim, harikasin. Sevkini, heyecanini hic yitirme, you got this. Fifir gibi durmak yok, aynen boyle devam. Bol bol TV izle, radyo dinle, banyo yaparken kendinle Portekizce konus.
    <3
    Cok bunalirsan tel cek, Turkce konusurum ben senle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaa Şerifecim çok sağol, bunu duymak bile güzel 😊

      Tv kanalları o kadar abuk ki, ama haklısın izlemem lazım..

      😘❤

      Sil
  2. kahkahalar atarak okudum ������ harikasın ❤️ sular seller gibi konuşacağın günler de gelecek ������

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rio de Janeiro - Cidade Maravilhosa!

Pantanal - A Masterpiece!

Karnaval!