Pantanal - A Masterpiece!

Google’da bir yer için arama yaptığınızda karşınıza çıkan görsellere bakıp “Oha ne güzel yer!” diyip gerçeğini gördüğünüzde sükut-u hayale uğradığınız olmuştur herhalde. Pantanal’da ise durum farklı; orada her şey aynen ekranda gördüğünüz gibi, hatta daha güzel!

Bulduğum ilk uzun süreli tatil fırsatında aslında niyetim Amazonlara gitmekti. Brezilya neydi? Brezilya Amazon ormanlarıydı, börtü böcekti, dünyanın akciğeriydi... Bu yüzden beyimin başının etini epey yedim. Ama o da “Pantanal’a gidelim, bak hem orda senin guşlar var” diyince, daha Pantanal’ın ne olduğunu, haritadaki yerini bile bilmeden saniyesinde ikna oldum!

Ama tabi yine de gidene kadar adamı rahat bırakmadım. İngilizce çok tatmin edici kaynak olmadığından, her şeyi genelde aşırı rahat olan beyim ayarlıyordu ve bu benim gibi kontrol manyağı biri için çok rahatsız ediciydi. 

O guşlar tam olarak neredeydi? Onları tam olarak ne zaman ve hangi koşullarda görecektim? Peki ya göremezsem ne olacaktı? Sorularıma cevap alamıyor, “Onlar zaten orada yaşıyorlar, sakin ol, yıhyıh yıh...” diye susturulmaya çalışıyordum... Apartmanlarda büyümüş bir şehir insanı olarak bu açıklamaları aklım almıyordu...


Fakat Pantanal’ı gördükten sonra tüm bu endişelerimin gerçekten de manasız olduğunu anlamış oldum... 


Brezilya’nın Mato Grosso (MT) ve Mato Grosso do Sul (MS) eyaletlerine yayılmış Pantanal, toplamda kapladığı 195.000 km2 alan ile dünyanın en büyük tropik sulak arazisi. Zaten Portekizce’de de Pantanal “sulak yer” anlamına geliyor. (Brezilya’da mekanlara verilen bu düz mantık isimlere artık alıştım. Koca ülke, oturup hepsine yaratıcı isim düşünecek değillerdi Portekizli abilerimiz.. “Mato Grosso” da “büyük orman/çalılık arazi” demek misal..)

Pantanal’ın büyük kısmı Brezilya’da bulunmakla birlikte, bazı kısımları Paraguay ve Bolivya’da yer alıyor. Bu bereketli arazide 1000 kuş türü, 300 memeli türü, 480 sürüngen türü yaşıyormuş.

Öncelikle Pantanal’ın bu iki eyalete yayılmış güzelliklerini keşfedebilmek için epey uzun bir zaman gerekiyor. Ya da zaman kısıtlıysa mecburen bir bölgeyi seçmek gerekiyor. Zira ufak şehirler arasında yerleşim yok denecek kadar az, bu yerleşim yerleri arasındaki mesafeler çok uzun ve “Transpantaneira” denilen uzun ince, taşlı topraklı yol da epey yorucu. 


Ben yaklaşık 10 gün kuzeyde, 10 gün güneyde dolanarak ancak biraz fikir sahibi olabildim. Peki yetti mi? Tabii ki hayır..

Öncelikle Pantanal seyahati için yanınızda mutlaka ama mutlaka bir dürbün olmalı, ilk seyahatimde bunu akıl edemediğim için çok pişman olmuştum! Sonra eğer mümkünse -ya da ilgi alanınızdaysa- iyi bir fotoğraf makinası, kendinizi güneşten koruyacak her türlü giysi & aparat ve her zaman olduğu gibi her türlü sivrisinek kovucu..

İçinde bulunduğumuz aylar bölgenin kurak zamanları. Yağışlı zamanlarda Pantanal’ın %80’i sular altında kalıyormuş! Oranın yerlileriyle konuştuğumuzda, bu yağışlı zamanda yağan yağmurun bizim o bildiğimiz yağmurlara benzemediğini, biraz ürkütse de mutlaka yağışlı zamanın da görülmesi gerektiğini söylediler.

Pantanal bana göre; sanki David Attenborough amcamızın tatlı tatlı anlattığı bir BBC belgeselini izlerken, bir anda televizyon ekranın içine dalıp öbür tarafa geçmişsiniz de doğayla bir bütün olmuşsunuz gibi öylesine cennet tasviri bir yer...


Ve tüm bu güzellikleri görmek için yalnızca Transpantaneira yolunda ilerlemeniz yeterli! Ne bir milli parka ne de özel bir araziye girmeye gerek kalmadan da tüm güzellikler önünüze serilmiş halde sizi bekliyor... 

Sulak arazilerin üzerine kurulmuş onlarca minik köprüden geçerken sürüsüne bereket timsahlar, onlarca çeşit balıkçıl kuşlar, aşırı değişik sürüngen ve kemirgenler, papağanlar, maymunlar.... önce sizi bir şoka uğratıyor.. Kah korkuyor, kah şaşırıyorsunuz ve sonrasında tarifsiz bir mutluluk sizi sarıp sarmalıyor.. 

Misal; ilk timsah sürüsünü gördüğümde aklımı yitirecek gibi olan ben, Pantanal seyahatinin sonunda aşağıdaki pozu verecek kıvama geldim!



Şimdi bu uçsuz bucaksız Pantanal’da bazı bölümler arazi sahiplerine ait, bazı bölümler ise koruma altında. Arazi sahibi dediysem öyle ufak araziler gelmesin aklınıza; bazen arabayla kilometrelerce gidiyorsunuz fakat halen aynı adamın arazisindesiniz! İnsan gerçekten hayret ediyor...

“Fazenda” diye geçen bu uçsuz bucaksız arazilerde (çiftlik diyebiliriz) çoğunlukla büyük baş hayvancılık yapılıyor. Brezilya’nın et ihtiyacının büyük kısmı buradan karşılanıyor. Ve bu ihtiyaç(!) öyle az buz olmadığı için güzelim ağaçlar kesilip bu hayvanlar için otlama alanı haline getiriliyor. Onun dışında bu topraklarda çoğunlukla mısır, buğday ve de pamuk yetişiyor. 

Bu fazenda sahipleri tüm bunların yanında arazilerinin bir kısmını eko-turizme de açmış durumda. Misal adamın arazisinde nefis bir şelale var, kapıda kesiyor bileti sana, sonra da yan gelip yatıyor.. Çok gıcığım bu fazenda sahiplerine..

Mato Grosso’nun kuzey bölümünde (yani MT) bu giriş paraları epey insaflı. Bir şelaleye 7-10 Real arası bir ücret ödeyip girebiliyorsunuz. Ama güney bölümünde, özellikle Bonito şehri coşmuş durumda. Misal “Boca da Onça” yani “Jaguar Ağzı” adlı şelaleye girmek için 210 Real ödemeniz gerekiyor!

210 Real! Real ve TL artık nerdeyse birebir aynı. Yani 210 TL! Şimdi hemen Türk mantığıyla insan hesap yapmaya başlıyor.. Günde bu şelaleye 100 kişi girse, ayda.... Neyse! 

Bir de bu fiyatlar devletin onayladığı/kararlaştırdığı fiyatlar.. Bonito’daki her türlü atraksiyon için bir fiyat listesi yapmışlar. Herhangi bir tur şirketine gidip rezervasyon yaparak bu sabit fiyatları ödüyorsunuz, onlar size bir voucher veriyor ve o şekilde içeriye girebiliyorsunuz. “Dur bir de başka bi yere fiyat soralım” demeyin boşuna, Bonito’da birileri çakallık yapıp sizi kazıklayamaz. Çünkü zaten peşinen devlet onaylı kazıklanıyorsunuz! 

En son gezimizde bu Bonito’nun olduğu güney bölüme gittik, benim aşırı rahat olan beyim bana “Yeaa şimdi daha oraya gitmeden ne diye fiyatlara bakıyoruz, gidince hallederiiiiz..” demişti ben de nedense bu sefer bir Brezilyalı gibi hareket edeyim dedim, sonra Bonito’ya gidip bunları görünce çok güzel kapak oldu bize. 

Kapak oldu derken, 210 Real ödeyip o şelaleye girmedik, girmem de! Bu fahiş fiyatlara çok gıcık olduğum için reddettim ve en ucuz yerleri seçtik.

Misal neydi o yerler?

BURACO DAS ARARAS


Giriş : 65 Real

Brezilya’da RPPN (Private Natural Heritage Reserve) diye bir sistem geliştirmişler. Devlet gerektiği zaman özel mülkün içinde bulunan bir alanı eko-turizm ya da araştırma yapmak için kullanabiliyor. Mülk sahibi de bu alanı korumakla yükümlü. Tabii devlet mülk sahibine ne ödüyor, bu paralar kime kalıyor o kısmını bilmiyorum.

Buraco das Araras da bu listeye dahil olan bir yer. Ziyarete açık olan alanın etrafına bir çember oluşturacak şekilde güvenli tampon bölge yapmışlar, fazenda sahibi bu tampon bölgenin de dışında kalan alanı kullanabiliyor.

Bir tur rehberi eşliğinde yaptığınız yaklaşık 1 km kadar süren bir yürüyüşün ardından karşınıza 500 m çapında ve 100 m derinliğinde bir çukur ve dip kısmında zümrüt yeşili, içinde nelerin yaşadığını tahmin etmek istemediğim bir göl çıkıyor!


Rehberimizin anlattığına göre bu gölde, nereden geldiği halen gizemini koruyan, bir çift timsah yaşıyor ve bu timsahlar hobi olarak öz evlatlarını yiyorlarmış! Sebebi de “Bunlar ilerde büyür, bizi yer” endişesi..

Girişte yer alan şu resimde bu çukur yapının nasıl oluştuğu anlatılıyor.


Buraco Das Araras’ın asıl güzelliği, buradaki kayalıkların arasına yuva yapmış 40-50 çift kırmızı-mavi papağanı izleyebilmeniz! 

Özellikle gün batımına yakın bir saatte gidilirse afacan papağanların oradan oraya süzülmesini keyifle -ve sizi acımasızca ısıran sivrisinekler eşliğinde- izleyebilirsiniz.


Şimdi hazır sırası gelmişken papağan türlerini size daha detaylı anlatmak isterim. Madem kafayı papağanlarla bozmuşum, hakkını vereyim biraz..

Arara-Vermelha (Ara chloropterus)


Bu gökkuşağı renginde papağanımız bu bölgede yaşayan büyük papağan türleri arasında en vahşi olanı. 90 cm uzunluğundaki bu kuşun vatanı Güney Amerika. 

Genellikle Buraco Das Araras’daki gibi kayalık alanlardaki oyuklara yuva kuruyorlar. Çift olarak yaşayıp tüm gün çift olarak hareket ediyorlar. Diğer büyük papağan türlerinde de durum böyle. 

Yüzüne baksan Şuayip kılıklı olan bu kuş, kanatlarını açtığı zaman gökkuşağı gibi rengarenk ve parlak tüyleriyle muhteşem bi yaratığa dönüşüyor. Animasyon filmi Rio’daki futbol sahnesinden hatırlarsınız bu afacanları..

PRAIA DA FIGUREIRA


Giriş : 50 Real

60.000 m2’lik berrak suyu ve sanki bir plajdaymışsınız hissi veren kumsala sahip olan bu göl, sakin bir gün geçirmek için ideal. Gölün içinde “How to Train Your Dragon” filmindeki ejderhaya benzeyen kocaman siyah balıklar var. Size bir zararları yok, dilerseniz suyun içindeyken bunlara yem atıp nasıl coştuklarını görebilirsiniz.

Brezilyalılar hamak işini çok seviyorlar. Nerede bir gölge, orada bir hamak. Hatta bazı evlerin balkonunu geçtim, salonunun ortasında bile hamak var!

“Praia da Figueira” çeviri olarak “İncir Ağacı Plajı” manasına geliyor. Bu ismi almasının sebebi şu aşağıda gördüğünüz şekle getirilmiş 1979 doğumlu dev incir ağacı. Bu ağacının altına kurulmuş onlarca hamakta dilediğiniz kadar keyif yapabilirsiniz. 


Onun dışında burada yine Brezilya’da popüler olan Zipline denen, kendinizi tepeden aşağıya bırakıp suyun içine düşmece aktivitesini yapabilirsiniz. Bir kaç kez yapmaya kalkıştım, bir türlü aşamadığım yükseklik korkum sebebiyle betim benzim atıp gerisin geri aşağıya indim.. 

O yüzden bu aktivite benim için şöyle: “Ne gerek var?!”

Bakınız Zipline:




 Estancia Mimoza

Giriş: 95 Real

Daha önce bahsettiğim gibi, bazı “fazenda”lar arazilerinin bir bölümünü ekoturizme açmış durumda. Estancia Mimosa da o yerlerden biri ve diğerlerine göre biraz daha hesaplı.

Küçüklü büyüklü çok nefis 10 şelale bulunan bu çiftlikte sizi bir tur rehberi karşılıyor. Mekanla ilgili ön bilgi verdikten ve dikkat edilmesi gerekenleri anlattıktan sonra toplamda 3.5km’lik tura başlıyorsunuz. Tur rehberi buradaki bitkiler, ağaçlar ve hayvanlar hakkında da epey bilgi veriyor. Her şelalede yüzme molası veriliyor, selfie’ler çekiliyor. 

Dönüşte dilerseniz 40 (ya da 50 miydi acaba?) real karşılığında öğle yemeği de yiyebilirsiniz.

FAZENDA SAN FRANCISCO

Mato Grosso do Sul (MS), yani Pantanal’ın güneydindeki Miranda ve Corumba arasında yer alan bu Fazenda günlük kullanım veya konaklamak için tercih edilebilecek bir yer.

Fiyatlar ve detaylı bilgi için bakınız;


Biz günlük kullanımı tercih ettik ve web sitelerinde görebileceğiniz 2 katlı tekneleriyle Miranda Nehri’nde bir tur yaptık. 

Bu tekne turunun en enteresan kısmı pirana avladığımız zamandı! Ben bizzat avlamadım ama küçüklüğümde hakkında onlarca korku filmi izlediğim piranalardan biriyle poz vermeyi de ihmal etmedim!



Şimdi bu dört mekan dışındakiler bahsettiğim gibi biraz tuzlu yerler ama meraklısı için, benim içimde kalan diğer Mato Grosso do Sul (MS) güzellikleri şunlar;







GRUTO DO LAGOA AZUL


Burası uygun fiyatlı olsa da, maalesef ki rezervasyonlar dolu olduğu için gidemedik, pişmanım.. Size tavsiyem burası için mutlaka seyahat öncesi rezervasyon yapın.

Bonito’da bunların dışında bulabileceğiniz tüm aktivitelerin fiyat listesi Portekizce de olsa şurada var:


Mato Grosso do Sul (MS)’ye kadar gelmişken görmeniz gereken bir yer daha var; Corumbá.

Bolivya sınırına yalnızca 8 km uzaklıkta bulunan ve Paraguay nehrinin içinden geçtiği Corumbá şehri 1775 yılında kurulmuş. Eyaletin hem en eski hem de en büyük şehri. 

Zamanında oldukça zengin bir şehir olan Corumbá’nın görüntüsü şimdi biraz terk edilmiş gibi olsa da, tarihi binalarını görmek ve Paraguay nehrinde gün batımını izlemek için günübirlik bile olsa uğramanızı öneririm.



 Corumba



Hatta hazır gelmişken Puerto Quijarro sınır kapısından Bolivya’ya da geçin. Eğer araç kiraladıysanız hiç bir bürokratik işleme gerek olmaksızın “Merabayın..” diyerek sınırdan geçebiliyorsunuz. 

Şu aşağıdaki fotografta da bahsettiğim gibi; vize ya da herhangi bir belgeye ihtiyacınız yok. Eğer aracınız yoksa da zaten taksiyle de geçebiliyorsunuz. Misal ben cinslik olsun diye şu kısmı yürüyerek geçtim:


Bienvenidos a Bolivia!

Sınırı geçince görebilecekleriniz; duty free kıvamında bana göre hiç de ucuz olmayan kıyafet, içki, çikolata, kozmetik vs satılan avm tadında bir yer, Bolivya el işi ürünlerini ve hediyelik eşyalar bulabileceğiniz dükkanlar, semt pazarı ve küçük bir otobüs garı. 



Herkes Portekizce biliyor ve her şeyi Real ile ödeyebilirsiniz. Zaten burada yapacaklarınız için 2-3 saat yeterli.

Pantanal’ın güney bölümünü şu kolajla kapatıp şimdi asıl mevzuya, yani kuzey bölümüne geçebilirim. Zira bana göre Pantanal’ın, doğası ve hayvanlar alemi açısından en tatmin edici ve aynı zamanda en hesaplı olanı şüphesiz ki bu kuzey bölgesi.

Buraya erişmek için en mantıklı yol önce Mato Grosso (MT) eyaletinin başkenti olan Cuiabá’ya uçmak ve oradan bir araç kiralamak. Kuru mevsimde gidiliyorsa herhangi bir araç işinizi görür ama yağışlı zaman için, herkesin önerdiği gibi bir 4x4 kiralamak gerek.

Cuiabá’da şu aşağıda görebileceğiniz pansiyonda kaldık. 


Sahipleri çok şeker insanlar, daha sonra onların ayarladığı, yakın çevrede bulunan Caverna Aroe Jari adlı dev bir mağara ve mağara gölü (Gruta Lagoa Azul) gezisine katıldık. 


Cuiabá şehrinde görülmesi gereken ilk yer; 33 bin hektar arazi üzerine yayılmış Chapada dos Guimarães milli parkı. 


Véu de Noiva Şelalesi


Portekizcede görüntüsüne yaraşır bir şekilde “Gelin Duvağı” anlamına gelen Chapada dos Guimarães milli parkının içindeki bu şelale Mato Grosso’nun en popüler yerlerinden biri. Coxipó nehrinden akan sularla oluşmuş ve 86 metre uzunluğunda! Girişi ücretsiz olan bu şelaleyi her gün 09:00 – 15:00 arası izleyebilirsiniz. 

Yüzmeye veya şelaleye yakın kısma girmeye izin yok maalesef. Fakat burada yaşayan kırmızı-mavi papağanları izlemek zaten yetiyor!



Alto do Céu




Yine Chapada dos Guimarães milli parkının içinde, özellikle gün batımını izlemek için gidilmesi gereken bu yerden bakınca tüm Cuiabá şehrini, civar şehirleri ve nehirleri görmeniz mümkün. Giriş 10 Real.

Cachoeira da Geladeira

Chapada dos Guimarães milli parkının dışında kalan ve sadece 7 Real girişi olan bu yerin tam adının çevirisi “Buzdolabı Şelalesi”

Cidden su buz gibi, dizinize kadar girdiğiniz zaman bile çivi saplanıyor gibi can yakıyor ama benim haricimde herkes girdi bu şelaleye!

Brezilya’da her şelale civarında olduğu gibi burada da değişik bir cins, et koparan türden sivrisinek var. Abartmıyorum, ısırırken feci can yakıyor, sonra kanatıyor hatta. 

Sivrisinek demeyelim ona, hayvan diyelim biz! Koruyucu falan da pek kar etmiyo o yüzden soğuk moğuk, en iyisi suyun içinde olmak..
Lagoa das Araras


Cuiabá şehir merkezine 150km uzaklıkta, Nobres beldesinde yer alan bu park benim ilk kez papağanları görüp sevinçten oturup ağladığım yer! 

Fotoğrafta görebileceğiniz gibi, bizim palmiye dediğimiz ama tam adı Buriti olan ağaçlarla kaplı olan bu sulak arazide Canindé adındaki, sarı-mavi renklerindeki büyük papağan başta olmak üzere irili ufaklı papağan çeşitleri bu ağaçlara yuva yapmış durumda ve sulak yer olduğu için her türlü balıkçıl ve bir çok ismini cismini bilemeyeceğim kuş cinsi burada gününü geçiriyor. Buraya mutlaka ama mutlaka gün batımına yakın bir zamanda gidilmesi gerek. 
Çünkü kuşlar saat 17’den sonra evlerine yani Lagoa das Araras’a dönüş yapıyorlar ve o orkestra gibi sesleri dinlemek inanılmaz güzel!


Ve lütfen benim gibi dürbünsüz gitmeyin, çok üzülürsünüz. Zira sulak araziye giriş yasak olduğu için kuşları ancak uzaktan görebiliyorsunuz. Bi de sizin bu kuşları izlediğiniz ağaçlık yerde aslında epey fazla maymun yaşıyor ama ben kuşlara bakıcam derken onları pek sallamamıştım. Buraya giriş 20 TL civarında bir şeydi diye hatırlıyorum. 

Dürbünden sonra 2.önemli şey; acımasız sivrisinek ataklarına karşı kolunuzu bacağınızı kapatan kıyafetler giymeniz ve Off’unuzu yanınıza almanız.

Bu mekanın kralı olan papağanımıza biraz göz atalım..



90 cm’ye kadar varabilen uzunlukta olan bu kuşun ön kısmı sarı-turuncu arası bir renk, kanatları mavi ve kafasının tepesi yeşil renkte. Bana göre tamamen Brezilya bayrağının simgesi gibi bir şey. Vatanı yine Güney Amerika olan bu kuşun yaşam alanı biraz daha geniş, Venezuela’ya kadar uzanıyor. Brezilya’da da en sık rastlanabilecek büyük papağan türü bu. 

Sao Paulo’ya 4 saat mesafede olan Ilhabela adasında tesadüfen karşımıza çıkıvermişti kendisi. 


Buriti denen palmiye türüne yuva yapan bu kuşlar yine aynı eşle bir ömür sürüyorlar. Gagaları çok güçlü, en sert meyveleri bile açıp yiyebiliyorlar. Biz daha ziyade bunlara mango ağaçlarında mis gibi mangoları didiklerken denk geldik.

Rio Triste

Lagoa das Araras’a 20km mesafede olan bu berrak nehirin 1200 metrelik bölümünde rehber eşliğinde su altı canlılarını izlemeniz mümkün. Şnorkel, su kıyafeti ve ayakkabısı dahil 75 Real olan bu aktiviteyi yapmak istiyorsanız bir su altı kamerası ya da cep telefonunuzu koyabileceğiniz şu plastik zımbırtılardan almanızı öneririm. Bizde yoktu o yüzden hiç fotoğraf çekemedik, aşağıdaki fotoğraf internetten.


Şimdi Cuiabá şehri civarının üzerinden biraz geçtikten sonra esas maceraya varmak için 100 km daha uzaklaşıp Poconé şehrine gitmeniz gerekir. Zira bu mini şehiri birazcık geçince Transpantaneira denen, hayvanlar alemini yakından görebileceğiniz taşlı topraklı yol başlıyor. 

Bu yol üzerinde minik veya büyük su alanlarının üzerinden geçebilmek için toplam 120 köprü var (üşenmedik, saydık).


147 km uzunluğundaki Transpantaneira, Porto Jofre’ye gelince bitiyor. Baya.. bildiğiniz bitiyor.. 

Zamanında yolun yapılış amacı Corumba’yı da geçip Bolivya sınırına kadar uzanmakmış ama arazi sulak olduğundan yolu inşa etmeye devam edememişler, oh çok da iyi olmuş. Böylece korunaklı bir alan oluşmuş. İşte bu yüzden Pantanal’ın bir seyahatte hem kuzeyini hem güneyini görebilmek pek mümkün değil. Epey zaman ve para istiyor.

Şimdi Transpantaneira’da bir amacınız olmadan, sadece aracınızla ilerleyerek, 120 adet köprüyü geçerken görebileceğiniz onlarca çeşit canlı var. Ben şimdi onlardan bir demet yapayım..








Tabi bir de hazır buralara kadar gelmişken bence mutlaka pamuk elleri biraz cebinize atın ve şu aşağıda görmüş olduğunuz otelde en az 1 gece konaklayın.


Niye mi? Çünkü oldukça geniş bir alana kurulu ve tam pansiyon olarak hizmet veren bu otelde, konaklamaya dahil olan Bento Gomes nehrinde yapacağınız tekne turunun tarifi yok.. 

Bu tekne turunu hem gündüz vakti, hem de güneş batarken yapmanız lazım. Şöyle ki:





Ayrıca tur yapmasanız da sabah gün doğarken ve gün batımında otelin çevresinde biraz yürüyüş yaparsanız mutluluktan aklınızı yitirebilirsiniz.
Bu civarda görebileceğiniz en değişik kuşlardan biri de Tuiuiú (Tuyuyu diye okunur)


Tuiuiu

Pantanal’ın simgesi olan bu devasa kuşun boyu neredeyse benim kadar (1.4 metre) ve kanatlarını açtığı zaman kanat boyu 3 metreye yakın! 

Kırmızı papyon takmış tayyare gibi bişey benim için kendisi! 

Nehir kenarlarına avlanmak için gelen bu kuşu tekne turlarında epey görmeniz mümkün. 

Hatta bu otele musallat olmuş bi tanesi var ki arada resepsiyonun önünde volta bile atıyor.


Bir de bu otelde tekne turu yaptıran Peixinho (minik balık manasına geliyo) lakaplı bir abimiz var ki, kendisi buralarda çok güzel delirmiş.. 

30 senedir Pantanal’da çalışan abimiz artık nehirdeki bazı hayvanlarla arkadaş olmuş, onlara isim takmış. 

Bize şov yapmak için çağırdığı hayvanların isimlerinden bazıları:




Bu otelde konaklayıp Poconé’ye doğru devam ederken karşımıza Araras Eco Lodge diye bir yer çıktı, tabelasında kocaman bir arara! 

Ben tabi kendimden geçtim ve hemen direksiyonu buraya doğru kırdım. Aslında bu yeri internette görmüştük, diğerlerine kıyasla epey pahalı bi yer ama yine de belki günlük kullanım imkanı vardır diye girdik. Günlük kullanım yokmuş, sadece otel müşterilerine tur yapıyorlarmış (gıcıklar çünkü) ama içeride biz bunları konuşurken bir de ne göreyim???


Senelerdir görmek için hayalini kurduğum, dünyanın en güzel yaratığı karşımda öyle tünemiş duruyor... 

Ya şimdi bana “Papağan da papağan... abartıyosun sanki biraz..” diyenler oluyo bazen!

Saçmalamaz mısınız lütfen?! Şu şapşala bi bakar mısınız? Gerçek olamayacak kadar güzel değil mi şimdi yani bu kuş? 



Bu artık yarı-evcil hale gelmiş minnoş kuşumuzun adı Blue. Bu civarlara geldiğinde ortamı çok sevmiş ve yerleşmeye karar vermiş, yanlış hatırlamıyosam bi partner de bulmuş. 

Bu papağanlar bir eş bulunca ömür boyu ayrılmıyorlarmış (canım yaa..) Neyse bu mekanda konaklayamasak da Blue’yla epey bir zaman geçirip seratonin depolayip sehayatimize devam ettik..

Tabii ben abartmayı seven biri olduğum için her gördüğüm çalışana veya yerli halka “Bu guşlardan daha nerde bulurum ağabey?” diye sorup hepsinin adreslerini aldım.. 

Misal Hotel Pantanal Norte. Burası da epey tuzlu bi yer, burada da konaklamadık ama tabii ben hemen içeriye girip “Mavi Arara’lar ne tarafta ağalar?” diye sordum, onlar da gösterdiler hemen sağolsunlar... :D


Serinin en güzeli olan bu papağana da yakından bir göz atalım:

Arara Azul Grande (Anodorhynchus hyacinthinus)


Alt gagasının ve gözünün etrafındaki sapsarı halka dışında masmavi tüyleri olan bu papağanın uzunluğu 100 cm. Diğer türlerin içinde en minnoşu en cana yakını bunlar. Zaten bu yüzden en çok kaçırılan ve “evcil hayvan” !!! olarak da satılan bu tür maalesef..

Arara Azul etraftaki meyve ağaçlarından da beslenebileceği gibi, esasen ana besin kaynakları bir palmiye türü olan Acuri ve Bocaiúva ağaçlarının meyveleridir. Bu meyveler o kadar sert ki, ben elimle, taşla ya da üzerinde tepinmek suretiyle de olsa içini açamadım..




Peki bu Arara Azul nasıl açıyor? Çünkü dilinin içinde kemik var! Şok şok şok.. 

Arara Azul’un neslini korumak için bu ağaçlar da koruma altında ve çoğaltılmaya çalışılıyor.

Arara Azul yuvasını pembe renkli Ipe ağacı üzerine yapıyor. Sabah erkenden bu ağaçları terk edip bütün gün yemişler yedikten sonra akşam 5’ten sonra kendilerini yine bu ağaçların tepelerinde görmek mümkün.


Doğada bu ırka tehlike arz eden tek tür ise Tucano kuşu. 

Tucano zaten epey sinsi bi kuş. Kendisi genelde Arara Azul başta olmak üzere diğer kuşların yuvalarını didiklemekle meşgul. O gaganın kocaman olduğuna bakmayın, epey hafif ve dümdüz ve sessiz bi şekilde uçmasına yarıyor.

Tüm bu bilgileri orada yaşayan halka, tur rehberlerine sorup öğrenmek de ayrıca nefis bişeydi.. Neyse kaldığımız yerden devam edecek olursak; Transpantaneira’nın son noktası olan Porto Jofre’ye gelince zaten bi bu az önce bahsettiğim Hotel Pantanal Norte var bir de aşağıdaki otel var:


Pantanal’daki hayvanlar aleminden görmediğimiz bir tek Jaguar kaldığı için bu otele girip bir de safari turu yapmak istedik ama tabi dünyanın bir ucunda ve otoyolun son noktasında olduğumuz için midir bilinmez, kişi başı 300 Real istedikleri için vazgeçtik. 

Çünkü Onça denen bu nadide hayvanı görmek tamamen şans işi. Senelerdir buralarda yaşayıp göremeyenler de varmış, biz de bu yüzden vazgeçtik, safari mafari yapmadık. 


Zaten yol boyunca karşımıza çıkan güzellikler bizi o kadar etkilemişti ki “Artık jaguar da görmeyeverelim canım.. hayret..” diyip Transpantaneira’yı tekrar geri döndük.



Pantanal gezisi kuşkusuz ki hayatımın en güzel tecrübesiydi. Ara sıra tüm çektiğim fotoğraflara ve videolara bakıp acaba tekrar ne zaman orada olabileceğimin hayalini kuruyorum. 

Dünya üzerinde böyle muhteşem bir yerin varlığını bilmek, o hayvanların orada yaşadığını, günlük hayatlarına devam ettiklerini bilmek bile beni gülümsetiyor ve mutlu ediyor. Bir gün umuyorum ki minik bir arazi üzerine kurulu minik bir Fazendam olur da orada doğayla iç içe yaşarım diye hayaller kuruyorum. 

Umuyorum ki sonsuza dek var olursun Pantanal!

Yorumlar

  1. Ne güzel yazmışsın! Tüm dileklerine tüm kalbimle katılıyorum! ❤❤❤

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rio de Janeiro - Cidade Maravilhosa!

Karnaval!